Kur’an’da Şûrâ Kavramı

Asya kıta’sının ve istikbalinin keşşafı ve miftahı şûradır…

Haklı şûra ihlas ve tesanüdü netice verdiğinden, üç elif, yüz on bir olduğu gibi, ihlas ve tesanüd-ü hakiki ile üç adam yüz adam kadar millete fayda verebilir. Ve on adamın hakiki ihlas ve tesanüd ve meşveretin sırrı ile bin adam kadar iş gördüklerini çok vukuat-ı tarihiye bize haber veriyor. Madem beşerin ihtiyacatı hadsiz ve düşmanları nihayetsiz ve kuvveti ve sermayesi pek cüz’i; hususan dinsizlikle canavarlaşmış, tahribatçı, muzır insanların çoğalmasıyla elbette ve elbette, o hadsiz düşmanlara ve o nihayetsiz hacetlere karşı, imandan gelen nokta-i istinad ve o nokta-i istimdad ile beraber hayat-ı şahsiye-i insaniyesi dayandığı gibi hayat-ı içtimaiyesi de yine imanın hakaikından gelen şûra-yı şer’i ile yaşayabilir, o düşmanları durdurur, o hacetlerin teminine yol açar.

İslamda Irkçılık Yasağı

Kur’an-ı Kerim farklı kan ve tende olmayı, farklı dillerde konuşmayı, Allah’a ait alametler, ayetler olarak sayar bu bağlamda bu farklılıklara bir kutsallık atfeder.

Irkçılık hastalığının çözümü olarak da Hz. Peygamber a.s. “İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittirler.” diyerek, hukukta eşitliği esas almanın gerekliliğini ve “Hiç biriniz kendi nefsi için olmasını istediğiniz şeyi din kardeşi için de olsun istemedikçe iman etmiş olmaz” emri ile de empati yapmanın ve başka etnik kökenden olanları anlamanın kendimiz için istediğimiz tüm hakları onlar için de istemenin ve hiçbir üstünlük taslamadan “tek yumurta ikizi gibi kardeşçe” yaşamanın yolunu bizlere göstermiştir.